Baykusun kaleminden hoşgeldiniz

kitaplarına asık bir yazarın şiire sevgiye olan düşünceleri

instg. Byks.tasarim

YUNUS EMRE BİRİ

  • Gözlerin bir bulut, dolmuş acıyla,

    Sözlerin susturulmuş, boğulmuş bir sırla.

    Her adımın sessiz, titrek bir gölge,

    Ama yüreğin bilir, güçlü bir bilge.

    Sana vurulan eller, seni yaralar,

    Ama ruhun direnir, yine de sarar.

    Her yara derin, her kelime ağır,

    Ama sen dimdik, bakışların sağır.

    Gün gelir, güneş doğar karanlığa,

    Çığlıklar yükselir, ulaşır dağlara.

    Senin sessizliğin, bir gün ses olur,

    Kadınlar bir arada, dünya gök olur.

    Şiddet son bulur, sevgi açar çiçek,

    Her kadının yüreğinde umut dilek.

    Kırılan zincirler, kanatlar açılır,

    Ve kadınlar yeniden özgürce yaşar.

    —BAYKUŞ—

  • Türkiye’de kadın cinayetleri, son yıllarda ciddi bir toplumsal sorun haline gelmiş durumda. 2021’de Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi, kadın hakları savunucuları tarafından ciddi eleştiriler aldı ve bu çekilmenin ardından kadın cinayetlerinde artış gözlemlendi. 2024 yılına gelindiğinde, kadın cinayetleri hala ülke genelinde büyük bir sorun olarak devam ediyor.

    Kadın Cinayetlerinin Durumu:

                   •             2024 yılına kadar Türkiye’de en az 996 kadın öldürüldü ve 748 kadın ise şüpheli ölümlerle yaşamını yitirdi. Bu cinayetlerin büyük çoğunluğu, kadınların partnerleri, eski partnerleri veya aile üyeleri tarafından işleniyor.

                   •             Cinayetlerde sıklıkla ateşli silahlar kullanılıyor ve bu da şiddetin ne kadar ölümcül hale geldiğini gösteriyor.

                   •             Cinayetlerin çoğu, boşanma ya da ayrılık süreçlerinde ya da kadının kendi yaşamı üzerinde kontrol sahibi olma isteğiyle bağlantılı.

    Yasal Durum ve Protestolar:

                   •             Kadın cinayetlerini durdurma platformları ve çeşitli kadın hakları örgütleri, hükümeti şiddetle mücadelede yeterli adımlar atmamakla suçluyor. Kadın hakları savunucuları, özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin kadınların korunmasını zorlaştırdığını belirtiyor.

                   •             2024’te şiddet olaylarının artmasıyla birlikte, kadın hakları savunucuları ve aktivist gruplar ülke genelinde protestolar düzenleyerek kadın cinayetlerine karşı daha etkin hukuki tedbirler talep ettiler  .

    Türkiye’de kadın cinayetleri, sosyal ve hukuki olarak ciddi bir meydan okuma oluşturmaya devam ediyor. Kadın hakları savunucuları, şiddetin sona ermesi için daha güçlü yasal önlemler alınmasını ve mevcut yasaların daha etkili bir şekilde uygulanmasını talep ediyor.

    Türkiye’de çocuk evlilikleri, uzun yıllardır tartışılan ve üzerinde durulan önemli toplumsal sorunlardan biridir. “Çocuk gelin” terimi, 18 yaşından önce evlenen kız çocuklarını ifade eder. Türkiye’de çocuk evlilikleri, çeşitli sosyal, ekonomik ve kültürel nedenlerden dolayı hala varlığını sürdürmektedir.

    Nedenler:

                   1.           Eğitim Eksikliği: Eğitim seviyesi düşük olan bölgelerde çocuk evlilikleri daha yaygındır. Kız çocuklarının eğitimine önem verilmemesi ve erken yaşta evlenmelerinin teşvik edilmesi bu sorunun temel nedenlerinden biridir.

                   2.           Yoksulluk: Maddi imkansızlıklar, aileleri kız çocuklarını erken yaşta evlendirmeye iten bir diğer etkendir. Aileler, ekonomik yüklerinden kurtulmak için çocuklarını evlendirme yoluna gidebiliyor.

                   3.           Geleneksel ve Kültürel Normlar: Bazı kırsal ve geleneksel toplumlarda, erken yaşta evlilik bir norm olarak kabul edilir. Aileler, kız çocuklarını erken yaşta evlendirmenin sosyal bir gereklilik olduğunu düşünebilirler.

                   4.           Toplumsal Baskılar: Özellikle kırsal kesimlerde, kız çocuklarının evlenmemesi “ayıp” veya “eksiklik” olarak görülebilir, bu da çocuk yaşta evliliklere neden olabilir.

    Sonuçlar:

                   •             Çocuk yaşta evlenen kızlar eğitim hayatlarını tamamlayamadıkları için ekonomik bağımsızlık kazanamazlar.

                   •             Erken yaşta anne olan çocuklar, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan olumsuz etkilenirler.

                   •             Çocuk evlilikleri, kadınların toplumsal hayatta geri planda kalmalarına, sağlık sorunları yaşamalarına ve aile içi şiddet riskinin artmasına neden olabilir.

    Türkiye’de çocuk evlilikleriyle mücadele için hukuki adımlar atılmasına rağmen, bu sorun özellikle kırsal kesimlerde ve geleneksel yapının baskın olduğu bölgelerde devam etmektedir. 18 yaş altı evlilikler yasadışıdır ve çocukları koruma yasaları bu konuda devrede olsa da, yasal boşluklar ve geleneksel alışkanlıklar bu sorunun çözümünü zorlaştırmaktadır.

    Bu konuda farkındalık oluşturulması, eğitim seviyesinin yükseltilmesi ve çocuk haklarının korunması için daha fazla çaba harcanması gerekmektedir.

  •  sadece ormanları ve bitki örtüsünü değil, aynı zamanda ormanda yaşayan hayvanları da derinden etkiler. Türkiye’de yaşanan büyük orman yangınlarında pek çok hayvan ya can verir ya da yaşam alanlarını kaybeder. Yangınlar, ekosistem üzerinde büyük tahribat yaratırken hayvanlar için geri dönülmez sonuçlar doğurur.

    Orman Yangınlarında Ölen Hayvanlar:

                   1.           Küçük Memeliler ve Sürüngenler: Fareler, sincaplar, kirpiler gibi küçük memeliler ile yılanlar, kertenkeleler gibi sürüngenler, yangın anında hızlıca kaçamayacakları için genellikle en çok etkilenen türlerdir. Bu hayvanlar, hızla yayılan alevlerden kaçamaz ve yangın sırasında hayatlarını kaybederler.

    2.           Kuşlar: Kuşlar, yangından kaçabilecek gibi görünse de özellikle yuvalarında yavruları olan türler büyük tehlike altındadır. Yavrularını bırakıp kaçamayan kuşlar yangında telef olabilir, aynı zamanda duman ve yoğun ısı kuşlar için ölümcül olabilir.

    3.           Büyük Memeliler: Geyik, yaban domuzu, tilki gibi büyük memeliler hızla yangın bölgesinden kaçabilirler ancak kaçış yolları tıkanmışsa ya da yoğun duman onları etkiliyorsa, bu hayvanlar da yangınlarda hayatlarını kaybedebilirler.

    4.           Yaralı ve Kaçamayan Hayvanlar: Yaralı, yaşlı ya da hastalıklı hayvanlar, yangın sırasında kaçacak durumda olmadıkları için çoğunlukla ölüme mahkum olurlar. Bu hayvanlar, alevlerin hızla yayılmasıyla yanarak ya da dumandan boğularak ölürler.

    5.           Ekosistem Kaybı: Orman yangınları, sadece anlık ölümlerle sınırlı kalmaz. Yangından sağ kurtulan hayvanlar bile büyük bir sorunla karşı karşıya kalır; yaşam alanları yok olmuş, besin kaynakları tükenmiştir. Yanan ormanlar, bu hayvanlar için artık yaşanabilir değildir. Bu durum, hayvanların göç etmek zorunda kalmasına ya da açlıktan ve susuzluktan ölmesine yol açar.

    Ölen Hayvanların Ekosisteme Etkisi:

                   •            Biyolojik Çeşitliliğin Azalması: Yangınlar, hayvanların yanı sıra bitkileri de yok ettiği için doğal dengenin bozulmasına yol açar. Ormanda yaşayan hayvanlar, doğal yaşam alanlarını kaybettiklerinde türlerin popülasyonu azalır ve bazı türler nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

                   •            Gıda Zinciri ve Ekosistem Bozukluğu: Yangınlar sonucu ölen ya da göç etmek zorunda kalan hayvanlar, ekosistemin bozulmasına neden olur. Yırtıcı hayvanlar yiyecek bulmakta zorlanır, bu da diğer türlerin popülasyonunu etkiler.

    Orman yangınlarının doğaya verdiği zarar, sadece ağaçların yanmasıyla sınırlı değildir. Hayvanlar, orman ekosisteminin temel taşlarıdır ve onların kaybı, tüm doğal döngüyü bozar. Yangın sonrasında, kurtarma ekipleri ve gönüllülerin bu hayvanları kurtarma ve tedavi etme çabaları önemlidir ancak birçok hayvan için artık çok geç olabilmektedir.

    Orman Yangınlarının Sebepleri:

    1.           İklim Değişikliği ve Kuraklık: Küresel ısınmanın etkisiyle Türkiye’de yazlar daha sıcak ve kurak geçmekte, bu da ormanların yangına karşı daha savunmasız hale gelmesine yol açmaktadır.

    2.           İnsan Faktörü: İzmarit atmak, mangal yaparken dikkatsizlik, cam parçalarının güneş altında kalması gibi insan kaynaklı nedenler yangınlara zemin hazırlamaktadır. Ayrıca tarım alanlarını genişletmek amacıyla ormanlık alanların kasıtlı olarak yakılması gibi vakalar da görülmektedir.

    3.           Rüzgar: Özellikle Akdeniz ve Ege Bölgeleri’nde sıkça görülen güçlü rüzgarlar, yangınların hızla yayılmasına neden olu

    Son Yıllardaki Yangınlar:

    2021 yazında Türkiye, tarihindeki en büyük orman yangınları ile karşılaştı. Özellikle Antalya, Muğla, Aydın, Mersin ve Adana illerinde meydana gelen yangınlar büyük tahribata yol açtı. Bu yangınlarda yüz binlerce hektarlık orman alanı yandı, yerleşim yerleri boşaltıldı ve birçok insan evini kaybetti. Bunun yanında, orman ekosistemi ciddi zarar gördü ve yüzlerce hayvan telef oldu.

    Sonuçları:

    Orman yangınlarının kısa vadeli sonuçları sadece ormanlık alanların kaybı değil, aynı zamanda doğal yaşamın zarar görmesi, yerleşim yerlerinin tehdit altında kalması ve ekonomik kayıplardır. Uzun vadede ise ormanların yeniden büyümesi yıllar alabilir, toprak erozyonuna yol açabilir ve biyolojik çeşitlilik azalabilir.

    Önlemler:

    Türkiye, yangınlarla mücadele için yangın söndürme uçakları, helikopterler ve itfaiye ekipleri gibi ekipmanlarla donatılmış olsa da yangınların büyüklüğü ve sayısı zaman zaman bu kaynakları zorlamaktadır. Ayrıca, yangınlara karşı alınabilecek önlemler arasında şunlar yer alır:

                   •            Ormanlık alanlarda daha sıkı denetim ve kontrollerin yapılması,

                   •            Yangına dayanıklı orman bitkileri dikilmesi,

                   •            Halkın bu konuda daha bilinçli hale getirilmesi,

                   •            Yangın erken uyarı sistemlerinin daha geniş çapta kullanılması.

    Orman yangınlarıyla mücadele, devletin, sivil toplum kuruluşlarının ve bireylerin iş birliği içinde çalışmasını gerektiren bir süreçtir[

     “Doğal katliam” terimi, genellikle insan faaliyetleri sonucunda doğaya verilen büyük zararları ifade eder. Bu tür olaylar, çevreyi geri döndürülemez bir şekilde etkileyen, ekosistemleri tahrip eden ve biyolojik çeşitliliği tehdit eden durumları kapsar. Doğal katliamlar, çevre sorunları, doğal kaynakların aşırı kullanımı ve iklim değişikliği gibi pek çok faktörle bağlantılıdır.

    Doğal Katliam Örnekleri:

                   1.           Orman Tahribatı: Ormansızlaştırma, orman yangınları, tarım için ağaçların kesilmesi ve yasa dışı ağaç kesimi, doğal yaşam alanlarını yok ederek biyolojik çeşitliliği azaltır. Türkiye’de ve dünyada sıkça yaşanan orman yangınları, büyük birer doğal katliam olarak görülür.

                   2.           Maden ve İnşaat Projeleri: Doğal alanlarda yapılan kontrolsüz maden aramaları ve büyük inşaat projeleri, ekosistemlere zarar verir. Örneğin, Türkiye’deki Kaz Dağları’nda altın madeni projeleri ve Artvin Cerattepe gibi alanlarda çevreye verilen zarar, büyük tepki çekmiştir.

                   3.           Deniz ve Nehir Kirliliği: Atıkların denizlere ve nehirlere dökülmesi, balık ve diğer deniz canlılarının yaşamını tehdit eder. Özellikle plastik atıklar ve kimyasal kirlilik, su ekosistemlerine ciddi zarar verir.

                   4.           İklim Değişikliği: Fosil yakıt tüketimi ve sera gazı salınımları, iklim değişikliğini hızlandırarak buzulların erimesine, deniz seviyelerinin yükselmesine ve hava koşullarının aşırı derecede değişmesine yol açar. Bu, doğal yaşamın dengesini bozarak kitlesel ölümler ve habitat kayıplarına neden olur.

                   5.           Tarım ve Hayvancılık: Tarım ve büyük ölçekli hayvancılık faaliyetleri, ormansızlaştırmaya ve toprağın tükenmesine yol açarak doğaya zarar verir. Ayrıca tarımda kullanılan pestisit ve kimyasal gübreler, toprağı ve su kaynaklarını kirletir.

    Bu tür doğal katliamlar, sadece doğayı değil, insanları da etkiler. Doğal kaynakların tükenmesi, hava ve su kirliliği, tarım arazilerinin azalması gibi sonuçlar insan sağlığını ve yaşam kalitesini doğrudan tehdit eder.

    Hayvan cinayetleri, özellikle Türkiye’de son dönemde oldukça tartışmalı bir konu haline gelmiştir. 2024 yılında, Türkiye’de sokak köpeklerinin sayısındaki artış, hükümetin bu sorunu çözme çabaları kapsamında hayvanları kütle halinde öldürme yasa tasarısını gündeme getirmesiyle daha da alevlendi. Bu tasarı, birçok hayvan hakları savunucusu tarafından “katliam yasası” olarak adlandırılmakta ve ciddi tepkilere neden olmaktadır.

    Yasa, sokak köpeklerini toplamak ve barınaklarda toplayarak kısırlaştırmayı ve aşılama işlemlerini gerçekleştirmeyi öngörüyor. Ancak, tasarının içeriğinde, acil durumlarda köpeklerin öldürülmesi gibi çok sayıda hayvanın hayatını riske atacak maddeler de bulunuyor. Hayvan hakları savunucuları, bu tür uygulamaların hem insanlara hem de hayvanlara zarar vereceğini savunarak, mevcut “yakala-kısırlaştır-aşılama ve geri bırak”  yaklaşımının etkili bir şekilde uygulanması gerektiğini belirtmektedirler

    Ayrıca, son zamanlarda sokak hayvanlarına yönelik saldırıların artması ve insanların hayvanlardan duyduğu korku da bu yasa tasarısının savunucularını artırmaktadır. Ancak, hayvan hakları örgütleri, bu tür önlemlerin sorunun kökenine inmeden, yani terk etme ve kontrolsüz üremenin önüne geçmeden etkili olamayacağını vurgulamaktadır .

    Bu tartışmalar, Türkiye’deki hayvanların korunması konusunda önemli bir dönüm noktası oluşturuyor ve yasaların nasıl şekilleneceği, hayvanların ve insanların güvenliği açısından büyük önem taşıyor.

    Doğaya

    Toprağın kokusu, rüzgarın sesi,

    Bir yaprağın kıpırtısı, dağların nefesi,

    Her adımda bir hayat, her nefeste huzur,

    Doğa, sonsuzluğun en sessiz durgunluğu durur.

    Gökyüzünde bir martı, denizde bir dalga,

    Ormanların koynunda saklı bir masal var da,

    Yıldızlar gecede parıldar sessizce,

    Doğa, kucaklar bizi büyük bir bilgelikle.

    Bir ağaç kök salar, bir çiçek açar,

    Her yaprakta bir hikaye, her çiğde bir anı var.

    Dağlar suskun, göller dingin, rüzgar usulca eser,

    Doğa, bize hep anlatır sabrın en güzel dersler.

    Dalgalar sahili döver, güneş tenimizi ısıtır,

    Her şey doğada bir uyum, bir ahenk içinde akıp gider.

    Doğa, en büyük öğretmen, en derin sır,

    Kalbimizde yankılanır sessiz bir fısıldar.

  • Aile deyince aklımıza anne baba ve çocuklar gelir .

    Küçük bir çekirdek aile ..

    Peki nedir bu çekirdek aile herkesten aile olur mu ? her iki yetişkin aile kurabilir mi ?

    İnsanlar bunun ne kadar mümkün olduğunu düşünse de yanlıştır aslın da ..

    Her iki yetişkin bir aile olamaz , aile olmak için ilk önce bu sorumlulukların farkına varmak bir şeylerin farkında olmak gerekir , doğacak çocuğa  yetebilmek gerek maddi anlamda gerek ise yetiştirme anlamında güzel bir gelecek sağlamak gerekir .

    Sadece maddi anlamda değil manevi anlamda eğitmek gerekir .

    Örneğin.

      Sevgi ve saygı: Çocuğa sevilmenin ne demek olduğunu göstermek, başkalarına da saygı duymayı öğretmek.

      Adalet ve dürüstlük: Doğruyu söylemenin ve adil davranmanın önemini anlatmak.

    Sorumluluk: Kendi eşyalarına, derslerine ve davranışlarına sahip çıkmayı öğretmek.

      Paylaşma ve yardımlaşma: İhtiyacı olanla paylaşmayı, dayanışmayı göstermek.

      Hoşgörü: Farklı düşüncelere ve insanlara anlayışla yaklaşmayı aşılamak.

    Milli ve kültürel değerler: Bayramları, gelenekleri yaşatmak, büyükleri saygıyla anmak.

    Tabi ki bunları yaparken  şunları da göz ardı etmemek gerekir çocuklar anne babanın aynasıdır anne babanın yaşantısını izler kendilerine örnek davranışlar alırlar doğru yada yanlış mı diye bakmadan düşünemeden anne babası gibi davranırlar .

    Aslında ailenin en büyük sorumlulukları burada başlıyor sizleri izleyen hat da izledikleri gibi davranan nesil var .

    Elinde sürekli telefonla oynayan bir anne baba düşünün , veya sürekli bağırıp çağıran kavgacı bir aile , sorunları çözmek yerine şiddetle halletmeye çalışan bir aile düşün ..

    Böyle bir ailede yetişen bir çocuğa ne kadar doğruyu gösterip anlatabilirsiniz !

    Veya ben yapıyorum sen yapma demen ne kadar fayda eder ..

    Birde elinde kitap okuyan insanlarla konuşurken üslubuna dikkat eden naif bir aile düşünün.

    Aslında aile eğitiminin en başında gözlemlemek vardır çocuklarınız sizi çok iyi bir şekilde gözlemler ve bu doğrultuda doğru yanlış demeden sizin gibi davranmaya başlar .

    Doğru bir aile eğitimin başında elbette ki aile içi sevgi saygı hoşgörüde gelmekte aslında hepsi bir zincir halkası biri aradan çıktığında güçsüz kaldığında halka dağılır .

    Örf adet biz böyle gördük diye yanlış bir davranış bozukluğu gösteririz aman ben bunları yaşadım böyle gördüm çocuğumda böyle yetişecek diyerek eğitende …

    Biz ailemizden ne gördük ki kendi kendimize yetiştik gördük öğrendik hayatın zorluklarını diyen aile bireyleri de vardır !!

    İşte bunlar aile olmayı hak etmeyen aile olamayacak bu sorumluluğu taşıyamayacak kişilerdir henüz kendi eğitimleri bile eksik kalan insan insanlar aile olmuş yanlış bireyler çocuklar yetiştirmiş yetiştirmeye de devam ediyorlar .

    Aile..

  • Bu kısa hayatta yeterince zaman ayrı kaldığımızı biliyorum ama şimdilik elimizden bir şey gelmiyor sana bu satırları yazmaktan başka. Bunları yazmaktansa yanımda olmanı ve bunları yüzüne söylemeyi çok isterdim. Ne yazık ki şimdilik tek yapabileceğim şey bunları yazmak. Ama her ne olursa olsun ruhumun seninle birlikte, kalbimin seninle attığını bilmeni isterim. Ben bu duygularla yaşarken senin de benimle beraber bu duyguları yaşadığını bilmek bana biraz olsun güç biliyor, biliyorum ki sen de aynı şeyleri hissediyorsun. Ne olursa olsun asla üzülmeni istemem bu bizim ayrı kaldığımız sebeple olsa dahi. Yine de sevgisizliktense ayrılığı tercih ederim. Çünkü biliyorum ki sevgisizliktense hasret çekmek daha çekilir bir çile. Bu yüzden üzülme sevgilim. Sensizlik bir balığın uzun bir esaretten sonra tekrar denize kavuştuğu gün bir oltaya yakalanması gibi acı veriyor. Bu durumda olmamız bana ne kadar acı verdiğini sana tarif edemem ama bir gün kavuşacağız ve sana söz veriyorum ki bir daha seni bırakmamak için elimden gelenin fazlasını yapacağım. Seninle bir cenneti yaşadık ve şimdi o cennet susuz bir çöl gibi bizim geleceğimiz güne saklıyor kendisini. Sensiz yaşlanacak olan bir ömrü asla istemiyorum hep benimle kal aşkım. Seni daima ve her zaman seveceğimi unutma.

  • Bir yazarın yazdığı yazı, vapurdaki simit, şairin tuttuğu kalem, balığın ihtiyaç duyduğu su ve insanın aldığı nefes kadar ihtiyaç duyuyorum sana. Denizdeki mavim, gökyüzündeki bulutum, damarımdaki kanım gibi sensiz ben hep bir yanım eksik. Bu eksikliği sana olan hislerimle dolduruyor bu acıların üstesinden sana duyduğum aşk ile geliyorum güzelim. Bu kalabalık şehirde, herkesin bir uğraşı ve meşgalesi varken ben, günlerimi seni düşünerek geçiriyor, tekrar göreceğim anların hayaliyle yaşıyorum. Seni sevdiğimi yazdığım yazıların her bir satırbaşında yazsam bile az gelecektir güzelim.

    Belki insan yalan söyler ama gözler kalpler asla yalan söylemez hisleri kaçıramaz bazen en güzel yanı da budur dilin söyleyemediğini bakışların yansıtması

  • ,

    Bu ölümler, sadece bir istatistikten ibaret değildir; her birinin ardında bir hayat, bir aile ve topluma olan katkılarıyla yarım kalan bir hikâye vardır. Kadınların öldürülmesi, yaşam haklarının gasp edilmesidir ve bu hak ihlalleri karşısında toplumun sessiz kalması mümkün değildir.

    Doğa, insan yaşamının temelini oluşturan en büyük zenginliktir; ancak günümüzde bu paha biçilmez değer, bilinçsiz tüketim ve ihmal nedeniyle büyük bir tehdit altındadır. Ormanların yok edilmesi, su kaynaklarının kirletilmesi, doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi gibi sayısız doğa katliamı, sadece ekosistemlere zarar vermekle kalmıyor, aynı zamanda insanlığın geleceğini de tehlikeye atıyor.

    Doğa katliamı, kısa vadeli kazançlar uğruna uzun vadede telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açan bir felakettir. Tükenmek bilmeyen kaynaklar olarak görülen toprak, su ve hava, hoyratça kullanıldığında geri dönüşü olmayan bir yola gireriz. Bu süreçte sadece bitkiler, hayvanlar ya da toprak değil, insanoğlu da bu yıkımın kurbanıdır.

    Hayvanlar, bu dünya üzerinde bizimle birlikte var olan, yaşamın dengesini ve çeşitliliğini koruyan canlılardır. Ancak, insanlar tarafından hayvanlara yönelik uygulanan şiddet ve zulüm, yalnızca onlar için değil, doğanın bütünlüğü için de bir tehdit oluşturmaktadır. Hayvan cinayetleri, sadece bireysel birer suç değil, toplumsal değerlerin ve ahlaki yapının derin bir yarasıdır.

    Hayvanlara yönelik şiddet, çoğu zaman cezasız kalmakta ya da hafif yaptırımlarla geçiştirilmektedir. Bu, canlılara duyulan saygının ve haklarının ihmal edilmesine neden olmakta, acımasızlık ve şiddetin normalleşmesine zemin hazırlamaktadır. Oysa hayvanlar, yalnızca insanın hizmetine sunulmuş varlıklar değildir; onların da yaşam hakkı, özgürlüğü ve saygıyı hak eden birer can olduğunu unutmamalıyız.

    Hayvan cinayetlerine karşı çıkmak, sadece yasalarla değil, toplumsal bilinci yükselterek ve her canlının yaşam hakkına saygı duyan bir dünya inşa ederek mümkündür.

  • Sevgilim demiyorum sana. Sanırım sana olan bu doyumsuz sevdam yalnızca sevgiden ibaret değil. Seviyorum diyerek kısıtlayamıyorum içimde oynayan çocukların evciliklerini. Ben de onlara katılıp evcilik oynamak istiyorum seninle; yaramaz, yaşadığı olayı ciddiye alarak ve delice.

  • WordPress’e hoşgeldiniz! Bu sizin ilk gönderiniz. Blog yayınlama yolculuğunuzda ilk adımı atmak için düzenleyin veya silin.